Merhaba Arkadaşlar eminim bugün yine birilerinin kanalına hoş gelmişsinizdir! Ve eminim o kanalların bir çoğunda anlatılanları (ki konular genelde hep aynı olur) güzelce notlar alarak “Nasıl daha güzel olurum?” sorusununda içinde olduğu kafanızdaki pek çok soruya yanıt bulmuşsunuzdur(!).Evet bugün sizlerle güzellik kavramını tartışacağız.
Uzun zamandır evlerinde olan diğer herkes gibi bir sabah benimde kafamda “yeni şeyler öğrenebilir,kendimi geliştirebilirim!” ampulü yandı ve hangi türde kendimi geliştirebilirim diye bir araştırmaya koyuldum.Önce izlediğim belgesellerden birinin konusunu seçerek o alanda kendimi geliştirmeyi,sonra İspanyolca gibi yeni bir dil öğrenerek yeni kültürler öğrenmeyi düşündüm.Vakit geçtikçe kafamda yeni alanlar beliriyor ve bir türlü doyuramadığım ruhum sürekli yeni fikirlere aş eriyordu.O anda kafamda bir öncekinden daha sönük (floresan gibi) bir başka ampül yandı.Dünya tarihinin görüp görebileceği en büyük karantina durumuna şahit oluyorduk ve eminim benim gibi düşünen binlerce ve hatta milyonlarca insan vardı.Onlardan bir fikir edinebilirim umuduyla Twitter,İnstagram ve Youtube şeytan üçgeninde bir seyahate çıktım.İlk ikisinde aradığımı bulamamış olmanın burukluğuyla Youtube’a tıklamamla zamanda bir kara delik yaratmam bir oldu.E tabi heyecanlanmadım değil.Her dilde her konuda içerik yer alıyordu! Çoğu eski videolardan oluşan tonlarca video izledikten sonra kafamda bu defa rengi kırmızı-beyaz olan bir ampul daha yandı.Peki bizim ülkemizdekiler neler yapıyordu? Şeytan üçgenimizin önceki iki kolundan öğrendiğim “fenomen”leri araştırmaya başladım.İçlerinde iyi içerikler üretip sunan çok az kişinin yanı sıra aynı içeriğin lacivertini ortaya koyan yığınla içerik üreticisi vardı.Buradaki ilginç bir ayrım dikkatimi çekti.Çoğunlukla erkek fenomenler oyun oynamayı;kadın fenomenler güzel görünmeyi öğretiyorlardı.Oyun oynarken bölümleri geçemeyince oyun portallarına bakan biri olarak (hey gidi günler..) bu durumu çok yadırgamasamda,varlığı göreceli olarak değişen bir şeyin öğretisi bana çok tuhaf gelmişti.”Al bu fondoteni yüzüne sür.” “Neden?” “E..böyle çok daha güzelsin!”
Rivayet odur ki bir gün padişah huzuruna Mecnun’u çağırtır ve sorar “Oğlum bu ne hal,bu nasıl bir aşk böyle?” der.Mecnun “Öylesine güzel ki,çöllerde yanmamak kavrulmamak mümkün değil” deyince padişah dayanamaz bu defa Leyla’yı çağırtır huzuruna.Leyla gelir,e tabi bizim Mecnun görür görmez nefes almakta zorlanır,aşkından kıvranmaya başlar.Padişah görünce şaşkınlığını gizleyemez “Oğlum bu mu senin uğruna çöllere düştüğün Leyla,bunun neresi güzel?” deyince Mecnun “Sen birde onu benim gözümden görsen!” der.
Eee.. hani nerede bu hikayede Leyla’nın Make-up Routine’i,fondoten numarası? Size Leyla’nın fondöteninin markasını söyleyemem ama bir çıkarımda bulunabilirim.Gönül kimi severse,aşk kimde güzelse güzel odur! Şimdi tabi burada “sevgili bulmak için güzel olmak” tarzı bir çıkarımdan bahsetmediğimi anladığınızdan eminim.Diyorum ki kalbin güzel olsun,gözün güzel baksın varsın yüzünde izler,yaralar,bereler olsun dilin güzel olsun,kulağın güzeli işitsin işte bu her şeye yeter! Bunları ne kadar konuşsak,ne kadar tartışsak,ne kadar farkında da olsak ben biliyorumki birbirimizi bu çukura itip, ardından toprağı atanlar da yine bizlerin ta kendisiyiz.(ki buna bir başka yazımda ayrıca değineceğim.)
Bir gün bir hocam şöyle bir şey söylemişti “Şu an bizi birbirimizden ayıran ne var? Bak şu kızlara hepsi aynı,bak şu oğlanlara hepsi birbirinin aynı! Unutma,testinin dışı ne kadar güzel olursa olsun,kırdığında içi boşsa dışının hiç bir değeri kalmaz.” Haklıydı da.Kılıflarımızı süslemeye öyle kaptırıyoruz,kendimizi başkalarıyla öylesine yarıştırıyoruz ki testilerin içlerini doldurmayı unutuyor ve hatta bazen o testinin amacını dahi unutuyoruz.Peki tüm bunlar ne için? Birinden aferin duymak için mi? Kendi uydurduğumuz yarışlarda birinci olmak için mi? Yoksa kendimizi diğerlerine kıyasla güzel bulup mutlu hissetmek için mi? Gülünce gözlerinin içi parlamayan birinin kirpiği daha kıvrık dursa kaç yazar!
Siz siz olun testiyi doldurmayı yani bu hayatı yaşamayı ihmal etmeyin dostlarım.Ne kadar boyasan,ne kadar şekil vermeye çalışsan testi yine testi! Güzelliği onun varoluş nedenini değiştirmeyecek.Öte yandan kimse zaten sizin testinizi beğenmeyecek.Nerede görülmüş yarış alanında rakiplerin birbirini övdüğü!? Hoş sohbetinize gelen de zaten elinizde bir testi var mı yok mu görmeyecek.Ve bana kalırsa sırf bu nedenden siz zaten o yarışa hiç dahil olmayın dostlarım.
Değerinizin izlerinizden,yaralarınızdan,saçınızın rengi,dudağınızın boyasından daha fazla olduğunu unutmamanız dileklerimle.Bakınız ne demiş ünlü halk ozanımız “
Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa..”🎈
More you might like
Güzellik 101
Selam Dünyalı Biz Dostuz!
Eminim başlığı okuduktan sonra pek çoğunuzun aklına parmaklarını V şekli yapıp gülümseyen,gri,kısa ve büyük siyah gözlü yaratıklar geldi.Evet bende yazarken onları düşünmedim değil ancak bugün bahsedeceğim “uzaylılar” uzayda değil dünyada yaşıyor olacaklar.
Bugünlerde pek çoğunuzun olduğu gibi benimde uyku düzenim mahvolmuş durumda.Bu sebeple sabah geç kalktım ve mutfağa doğru yol aldım.Ben mutfağa girdiğim an annem de balkondan mutfağa doğru adım atmıştı.Bulaşıklıkta el yordamıyla bulduğum cam bardağı su içmek üzere çeşmenin altına götürürken annemin suratında muzip bir gülüş yakaladım.Ben sormaya kalmadan o anlatmaya başladı.Efendim 1-2 yıl evveldi yan komşumuz ile aramızda tatsız bir muhabbet dönmeye kalmamıştı ki taşınıp,yerlerine yeni kiracı bulmuşlardı.Bugün ise eski komşularımız yenilerini ziyarete gelmişler (ya da teftişe) annemde balkondan onları izliyormuş.”Selam verdin mi?” diye sorduğumda pek tabii “ben selam vermem onlara” adlı müzikale davetiye kazanmış oldum,neyse.Ardından kahvaltıya oturduk,konu değişti ve annem bu defa geçenlerde bir yerlerde ufo görüntülendiğini,varlarsa neden hala bizimle iletişime geçmedikleri hakkında konuşmaya başladı.Kafamdan geçen ilk soruyu anneme yönelttim.”Yan komşuna selam vermiyorken başka gezegenlerdeki uzaylılarla mı konuşmak istiyorsun?” Suratı elinden şekeri alınmış bir çocuğa dönüştükten hemen sonra şu cevabı verdi “ama onlar başka gezegenden!”
İletişim, iletilmek istenen bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılma sürecidir.Yani kısaca “selam,naber?”,“iyi senden naber?” muhabbetidir.Ama biz bu kadar basit bir olayı bile gerçekleştirmeye eriniyoruz.Çünkü neden? Onlar bu dünyanın uzaylıları! Hayır,hayır.İletişim kurmuyoruz çünkü acımızı anlatırsak güçsüz görürler,pişmanlığımızı anlatırsak zayıf sanarlar,mutluluğumuzu paylaşırsak leke sürerler zannediyoruz.Biz yanlış anlaşılırız korkusuyla konuşmuyoruz.Yani biz suya girmeden,boğuluyoruz.
Diliniz konuşmaya,aklınız düşünmeye ve kalbiniz sevmeye hiç çekinmesin efendim.Başka bir yazıda görüşmek üzere..🧡👽
Merhaba
Merhaba.
“Merhaba”nın Farsça’da “benden sana zarar gelmez” anlamında olduğunu eminim duymuşsunuzdur.Bu nedenledir ki konuşmalarıma “merhaba” diye başlamaya özen gösteririm.Zira günümüzde en çok aradığımız (daha ziyade ihtiyaç duyduğumuz) yegane şey güvendir.Peki ama her merhaba diyene güvenebilir miyiz? Annelerimizin bizlere küçükken anlattığı masallarda da kötü niyetli kişiler “benden sana zarar gelmez” diyerek kötülük etmiyorlar mıydı? Ağızlar her ne kadar “merhaba” dese de,sanırım bazı kalpler bunu duymazdan geliyor olsa gerek;bu kadar kötülüğün başka bir açıklaması olamaz..
Kişisel Blog’umu kuralı yaklaşık 10 dakika olmuş ve ben hala ekranla bakışıyordum ki blog yazım rehberi tarzı bir şey ile karşılaştım.Orada söylenene göre bu ilk yazımda kendimi tanıtmalı ve hangi amaca hizmet edecek şekilde bir şeyler yazacağımı sizlere anlatmam gerekiyordu.Bunu okur okumaz içimde bir daralma hissettim.Ve o an farkettiğim şey işte tam olarak buydu.Bu zamana kadar her ne yapıyorsak, o yaptığımız şeyi neden yaptığımızı başkalarının görebileceği şekilde bir kalkan gibi taşımaya alıştırılmıştık.Hatta işler öyle bir raddeye gelmişti ki yaptığın şeyin bir nedenini söyleyemiyorsan “deli”,”kendini bilmez”,”yolunu kaybetmiş” gibi sıfatlara maruz kalıyordun.Yani “markete gideceğim” dediğin biri “neden” diye sorduğunda cevabın muhakkak ki bir amaca yönelik olmalı ve büyük ihtimalle “ekmek almaya gidiyorum” demelisin aksi taktirde dolaşmaya ya da evlerden ırak, hava almaya gidiyor gibi görünebilirsin,aman allahım! 🙄
Bütün bu üzerime bakan gözler her ne kadar elimde bir pankart taşıdığımı ve orada “korkmayın saldırmaz çünkü kurulmuş bir kurşun asker gibi, kafasında planladığı amaca yönelik rotayı seyrediyor” yazmasını bekleselerde ben o pankartı elime bile almayacağım. Evet blog yazıyorum çünkü canım öyle istiyor diyeceğim.
Amaçlarınıza taktığınız tasmaları açıp çimenlerde keyfince oynadığını göreceğiniz günlere;bir başka yazıda görüşmek üzere…🙋♀️



